“Küresel sermayenin dünya ticaret merkezi yapmaya hazirlandigi Istanbul giderek bir Türk kenti olmaktan çikarilirken, Türkiye'de yasayan gayrimüslim kesimlerin ve Anadolu kentlerinde önemli miktarlarda para kazanarak zenginler sinifina giren yeni patronlarin Istanbul'a göç etmeleri tesvik edilmis, bu büyük is adamlari Istanbul'a giderken yanlarinda hem sirketlerini hem de fabrikalarini götürerek, Istanbul civarinda Ankara'nin denetiminden uzak ve daha özerk bir yapida yeni bir Istanbul devletinin olusumunu gündeme getirmislerdir. Önceleri Istanbul denilince akla, gayrimüslimler, zengin sermaye sinifi ve bunlarin kontrolü altindaki medya yapilanmasi gelirken, yeni dönemde daha da ileri gidilerek bati blogu ile isbirligi yapan; ABD, AB ve Israil ile ciddi ortakliklara girerek küresel emperyalist düzenin gerçeklesmesi dogrultusunda isbirligi yapan isbirlikçi bir Levanten burjuvazi öne çikmaya baslamistir. Osmanli Devletinin yikilisi asamasinda ortaya çikan "Mütareke Istanbul"unun benzeri bir teslimiyetçilik, disariya ve küresel sermayeye teslim olmus yeni bir Istanbul yapilanmasi ortaya çikmistir.
“SIT alani olmasi gereken yerler betonlasmistir”
Küresellesme döneminde, Istanbul'da merkezlenen büyük sermaye ülkeye yatirim yapmadigi için Türk ekonomisi iç bölgelerde çöküntüye sürüklenmis, issizligin artmasi nedeniyle büyük bir isgücü göçü bu kente yönelmistir. Eskiden üç milyonluk bir normal kent olarak varligini sürdüren Istanbul, yeni dönemdeki asiri göçler nedeniyle bes misli büyüyerek, kisa bir zaman dilimi içerisinde on bes milyonluk büyük bir metropol kent konumuna gelmistir. Giderek normal büyümenin ötesinde fazlasiyla sisen, asiri nüfus yogunlugu nedeniyle yasanmaz bir kent konumuna gelen Istanbul, yeni kosullara alismaga çalisirken, küresel sermayenin bu büyük kente gelme hazirliklari dogrultusunda Avrupa yakasinda birinci Levent'ten dördüncü Levent'e kadar New York'taki Manhattan bölgesinin yapilanmasina benzer bir yeni yerlesim kirk elli katli büyük gökdelenler ile gerçeklestirilmeye çalisilmistir. Neredeyse her ay yeni bir gökdelen Manhattan benzeri bir biçimde Istanbul'un Avrupa yakasinda göge dogru dikilirken, Bogaziçi manzarali yerlesim bölgeleri eski cazibesini yitirerek zaman içerisinde gölgede kalmislardir. Dünya tarihinin en eski ve en güzel kentlerinden birisi olan Istanbul'un her bölgesi sit alan olarak korunmasi gerekirken, küresel sermayenin Istanbul'a tasinma planlari yüzünden bu güzellikler ile dolu yerlesim merkezi her geçen gün daha fazla çirkinlesmis ve tam anlamiyla bir gökdelenler bölgesine dönüserek, çirkin betonlasmanin en önemli örneklerini barindirir bir konuma gelmistir.
“Atasehir bir üs olarak hazirlanmaktadir”
Dünya Bankasi destekli kentsel dönüsüm programlari araciligi ile Istanbul kenti yeniden imar edilirken, bir Türk yerlesim merkezi gibi degil ama bir uluslararasi sermaye düzeni olusturulmaya çalisilmakta, Avrupa yakasi gökdelenler ile uluslararasi sirketlerin ve tekellerin yerlesimi için hazirlanirken, Anadolu yakasindaki Atasehir bölgesi de, bütün Avrasya kitasinin ekonomik yapilanmasini kontrol edecek bir üs olarak hazirlanmaktadir. Türk kamu bankalari bu bölgeye tasinarak özellestirilecek ve daha sonraki asamada yabanci banka tekellerine satilarak küresel sermayenin denetimine terk edilecektir. Türk devletinin kamu kurumlari ise, gene küresel sermayenin denetiminde birer ulus devlet kurumu olmaktan çikarilarak, Istanbul üzerinden bütün Avrasya bölgesinin küresel sermayenin denetimine girecek dogrultuda yapi degisikligine hazirlanacak ve yeni dönemde bu kurumlar da ülke devletinin disina çikarak bölgesel ekonomik kurumlar biçimine dönüstürülecektir. Küresel sermayenin dünya ticaret merkezi yapilanmasi planina uygun olarak, Atasehir ekonomi merkezi bütünüyle küresel sermayenin yönetiminde olacaktir.
“Çorlu ve Gebze acilen il yapilmali”
Son yillarda bazi iç ve dis dinamiklerin destekleriyle fazlasiyla büyüyen Istanbul kenti, bugünkü yapisi ile Türkiye Cumhuriyetinin hem hukuki yapisini hem de yasam düzenini bozmaktadir. Asiri göç nedeniyle artan nüfus bu kentin yüze yakin milletvekilini meclise göndermesinin yolunu açmistir. Anadolu kentlerinde nüfus göçü ile milletvekili sayilari düserken, Istanbul'un neredeyse bir ülke parlamentosu olusturacak derecede milletvekili belirleme asamasina gelmesi, Türkiye Cumhuriyetinin siyasal rejimin ciddi boyutlarda bozmaktadir. Meclisin toplum üye sayisinin beste birine ulasan temsilci sayisi ile Istanbul bir anlamda ulusal egemenlik düzenini bozarak kentsel egemenlik düzenini Türk devletine dayatmaktadir. Türkiye Cumhuriyeti devletinin anayasal düzeni ile baskent Ankara'nin baskent olma konumunu koruyabilmek için Istanbul'un üçe bölünmesi gerekmektedir. Avrupa yakasinda Çorlu, Anadolu yakasinda ise Gebze, birer sanayi ve is merkezi olarak acilen il yapilmali ve Istanbul Bogazi’nin etrafinda iki yakasini kaplayan alanda tarihi, kültürel ve turistik bir kent olarak yeniden yapilandirilmalidir.
“Üçe bölünmeyle Istanbul küçülecektir”
Istanbul sermayesinin bölgenin disinda yatirim yapmamasi nedeniyle meydana gelen nüfus yigilmasi böylece kentin merkezinin disina çikarilacak ve ortada kalacak Istanbul kenti daha küçük bir yerlesim merkezi olarak yasanabilir bir duruma gelebilecektir. Üçe bölünen Istanbul'dan Gebze ve Çorlu iki yeni kent olarak çikarken, milletvekili sayilari da daha dengeli olarak dagilacak ve böylece, bir kentin temsilcilerinin meclisin beste birini olusturmasi gibi bir anormallik önlenebilecektir. Üç kentin yirmi ile otuz arasinda temsilci seçmesiyle, demokrasi açisindan daha dengeli bir yapilanma gerçeklesecek ve meclisin çalismalari daha dengeli olabilecektir. Üçe bölünme ile küçülecek Istanbul kenti yeni dönemde baskent Ankara'yi rahatsiz etmeyecek ve güç bölünmesi nedeniyle baskent Ankara'nin artan otoritesi ile Istanbul ve çevresi üzerindeki merkezi konumu yeniden saglanabilecektir. Bu asamadan sonra sürekli olarak Ankara'yi tanimayan ya da Ankara'ya saldiran bir Istanbul imaji ortadan kalkacak, baskent Ankara'ya bagli olarak bu merkezdeki Türkiye Cumhuriyeti devletinin otoritesine saygi gösteren bütün Türk illeri gibi Istanbul ve onun yeni kardesleri olarak Çorlu ve Gebze illeri de Ankara'nin yönetimi altina girerek ülkedeki birlik ve bütünlük yeniden tesis edilebilecektir.
“Bilim adamlarinin bunu incelemesi gerek”
Istanbul'da yabanci sermayenin küresel sermayenin denetimi altina girmesi, sahip olunan ekonomik güç ile Türk siyasetinin finanse edilmesi ve bu kentte yuvalanan medyayi kontrol ederek ülke siyasetini yönlendirmeye çalismasi gibi anayasal düzene aykiri durumlarin önüne de, Istanbul'un üçe bölünerek küçültülmesiyle saglanacak yeni dengeler ile geçilebilecektir. Çorlu ve Gebze'nin yeni sanayi merkezleri olarak devreye girmesiyle Istanbul bir sanayi ve ticaret kenti görünümünden hizla uzaklasarak, tarihi, kültürel ve turistik kent konumuna dönüsebilecektir. Istanbul böylece bütün dünyaya yeniden açilabilecek ve sahip oldugu büyük tarihi ve kültürel zenginlikleri turizm araciligi ile bütün dünya halklarinin görmesine ya da hizmetine sunabilecektir. Tarih öncesi dönemlerden gelen bir büyük tarihe sahip olan Istanbul kentinin, küresel sermayenin saldirganligindan kurtarilabilmesi için dünya ticaret merkezi projesinin önlenmesi gerekmektedir. Kenti çevreleyen sanayi tesislerinin Çorlu ve Gebze merkezli yönlendirilmesiyle, bazilarinin Anadolu'nun geri kalmis bölgelerine tasinmasiyla Istanbul'un merkezi alanlari ve Bogaziçi bölgesi yeniden yasanabilir bir konuma gelebilecektir. Patronlarin ve para babalarinin bas döndürücü hirslari yüzünden yasanmaz bir duruma gelen Istanbul kentinin bu durumdan bir an önce kurtarilmasi gerekmektedir. Böyle bir asamada Istanbul'un baskent olmasi ya da ticaret merkezi konumuna dönüstürülmesi her kent bilimi açisindan ciddi bir çilginlik anlamina gelmektedir. Akli basinda bilim adamlarinin Istanbul'un bu durumunu inceleyerek, küresel sermayenin çilgin projelerini durdurmalari gerekmektedir. Paranin gücü ile siyaseti finanse edenler ya da sermayenin çikarlari dogrultusunda siyaset adamlarini yönlendirenlerin de, artik yasanmaz bir kent konumuna gelen Istanbul'un üçe bölünerek yeniden yasanir bir kent olmasini kabul etmeleri gerekmektedir.Çikar hesaplari yüzünden bu tarihi kentin yasanmaz bir düzeye gelmesine önce Istanbullular karsi çikmali ve Türk halkinin destegi ile bu kentin üçe bölünerek yeniden yapilandirilmasi acilen tamamlanmalidir.
“Tüm Trakya IMP’ye karsi çikmaktadir”
Istanbul'un metropolitan gelisim planlarini hazirlayanlarin bütün Trakya bölgesini bu kente baglamalari çok ciddi bir hatadir. Nüfusun üçte biri olan bes milyon insani Trakya bölgesine aktarmak yolu ile ya da sanayi tesislerinin bir kismini Trakya kentlerine tasimakla, Istanbul'un metropolitan gelisim plani hazirlanamaz. Istanbul'u genisletmek ugruna Trakya bölgesini yok etmek, Edirne, Kirklareli ve Tekirdag halklarinin hiçbir biçimde kabul edemeyecegi bir durumdur. Böylesine çilginliklar Türkiye'nin en verimli topraklarini barindiran Trakya'da tarimin sona ermesi anlamina gelecektir. Bu nedenle Istanbul metropolitan planina bütün Trakya halki karsi çikmaktadir. Küresel sermayenin çikarlari dogrultusunda Istanbul'u daha da büyütecek ve genisletecek dünya ticaret merkezi plani ugruna bütün Trakya bölgesinin göz göre göre yok olmasina kimse göz yumamaz. Dis planlari sürekli olarak yabancilar hazirladiklari için, onlarin Türkiye'nin gerçeklerini Türkler kadar bilmeleri mümkün degildir. Trakya'yi yok edecek ve gelecekte Istanbul'u, Türkiye'den kopararak ayri bir devlet konumuna getirecek bir dünya ticaret merkezi plani Türkiye Cumhuriyeti devleti ile Türk halkinin ulusal çikarlarina aykiri düsecek bir biçimde gerçeklestirilemez. Avrupa Birligi Istanbul'u ayri bir eyalet devleti biçimine dönüstürerek içine almaya hazirlanirken, Israil ile merkezi cografya yönetiminde paslasan Siyonist küresel sermayenin böyle bir duruma izin vermeyerek, Istanbul'u tüm Avrasya kitasina dönük bir ekonomik merkez yapmaya çalistigi anlasilmaktadir. Avrupa Hiristiyanlari ile Israil Yahudileri arasinda bir çekisme alani durumuna sürüklenen Istanbul'un gelecegi kendi haline birakilamaz. Türk devletinin ve Türk ulusunun, ülke ve devlet düzeninin bozabilecek böylesine bir olumsuz gelismeye izin vermemesi gerekmektedir. Avrupa Kültür Merkezi görünümlerinin böylesine bir olumsuz gelismeyi ya da gerçekligi örtmesine kanmamak gerekmektedir.
“Istanbul korunmasizdir”
Dünya dengeleri açisindan Bogazlar son derece yasamsal öneme sahip bulunmaktadir. Deniz ulasim hatti üzerinde kurulu bulunan Istanbul aslinda güvenliksiz bir jeopolitik yapilanmaya sahiptir. Bu yüzden bu büyük kent iki imparatorlugun merkezi olmasina ragmen çöküsten ve isgal ya da fetih girisimlerinden kurtulamamistir. Kuzeyde Rusya gibi bir dev ülkenin bulunmasi ve bati hegemonyasinin bu büyük devin sicak denizlere inmesini önleme politikalari Türkiye'nin konumunu sürekli bir tampon devlet düzeyine getirmektedir. Anadolu yarimadasinda böylesine bir tampon devlet oldugu sürece jeopolitik açidan devletin merkezinin Istanbul gibi her yönü açik ve korunmasi son derece zor bir jeopolitik yapiya sahip olan kentin devlet merkezi konumuna getirilmesi çok yanlis bir adim olacaktir. Ciddi bir devlet akli ile düsünüldügünde, iki kez çökmekten kurtulamamis bu büyük kentin uluslar arasi suyolu olarak ve tarihi zenginligi ile bir turizm merkezi olarak varligini sürdürmesi hem kendisi hem de Türkiye açisindan çok daha yararli olacaktir. Türk ulusunun bütün ekonomik kurumlarinin ve zenginliginin böylesine korumasiz bir kente tasinmasi, Türkiye açisindan çok ciddi çöküs senaryolarinin gündeme gelmesine neden olacaktir. Bu nedenle, Istanbul baskent olmayacak ama üçe bölünerek, Türk devletinin içerisinde daha problemsiz bir konumda varligini sürdürecektir. Bu nedenle, Çorlu ve Gebze'nin il yapilmasiyla Istanbul bir an önce üçe bölünmelidir.”
Prof. Dr. Anil Çeçen
1948 yilinda Ankara'da dogdu. Ankara Koleji'ni ve AÜ Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. 1971'de avukatlik stajini tamamlayarak Türkiye ve Ortadogu Enstitüsü'ne asistan oldu. 12 Mart dönemi Idari Reform Komisyonu'nda Merkezi Idare sekreterligi yapti. Üniversite ögrenciligi yillarindan baslayarak Ulus, Baris ve Halkçi gazetelerinde arastirmaci ve köse yazari olarak çalisti. 1970-1978 arasinda arkadaslariyla birlikte aylik Adim Dergisi'ni yayimladi. 1972'de AÜ Hukuk Fakültesi'ne asistan oldu. 1974-1978 arasinda Halkevleri Dergisi'nin genel yayin yönetmenligini yapti. 1972-1978 arasinda Halkevleri Atatürk Enstitüsü Genel Sekreterligini, 1975-1977 yillarinda Halkevleri 2. Baskanligini, 1974-1978 arasinda Unesco Egitim komitesi sekreterligini, 1976-1986 yillari arasinda Sanat Kurumu Baskanligini yürüttü. 1984 yilindan baslayarak serbest avukat ve yazar olarak çalisan Çeçen, 1990'da Danistay karariyla üniversiteye döndü. Halen AÜ Hukuk Fakültesi Kamu Hukuku ögretim üyesidir.

Bu Habere Henüz Yorum Yapılmadı. İlk Sen Ol