Gazetemiz köse yazarlarindan ünlü mizahçi ve yazar Burak Akkul, Önadim Medya Grubu’nun 21. Karagöz Kültür Sanat ve Kakava Festivali dolayisiyla açmis oldugu kurumsal standda “Kirklareli Konusuyor” platformuna konuk oldu.
Muhabirimiz Erkan Gökçen ile keyifli bir söylesi gerçeklestiren Akkul, tüm kenti saran festival coskusunu kutladi fakat, bazi elestirilerde bulunmayi da ihmal etmedi. Sirkülasyonun oldukça yogun oldugu festival alani ve boylu boyunca devam eden güzergahta Çarsamba pazarini andiran görüntülerin yer aldigini belirten Burak Akkul, bu konseptten artik siyrilmak gerektigini ifade etti.
Söyleside suallerimizi de yanitlayan Akkul, ilk olarak sosyal medyanin yazim ve mizah dünyasini nasil etkileyecegi sorusu üzerine; her dakika hatta her saniye bir yazinin, düsüncenin, görüsün, betimlemenin paylasildigi sosyal medyanin edebiyati güçlendirecegi gibi bir sey sözkonusu olmadigini hatirlatti.
Sosyal medyanin mizah ve edebiyat dünyasinin köklerinde kalici bir deformasyon yaratamayacagini aktaran Akkul, “Sosyal medyanin edebiyatimizi güçlendirmesi diye birsey yok.
Kimse böyle birsey beklemesin. Eglenceyi arttirir, insanlarin zeka piriltilarini hizlandirir, iyi reklamcilar çikar, iyi mizahçilar çikabilir-stand up yapabilen, daha spot blog seyler yapabilen-. Ama yazarlik, yazar olmak baska birsey” seklinde konustu.
Dijital medyanin yazili basini ortadan kaldiracagi söylentilerinin son zamanlarda arttigini hatirlatarak bu konuda görüsünü sordugumuz Akkul su ifadelere yer verdi:
Yazili ve basili sektör daha çok uzun yillar kalir
“Bana kalirsa dergi çevirmek, gazete sayfasi okumak, kahve içerken gazeteyi masaya koymak gibi bu tarz seylerin yok olmasi için daha erken. Tabii ki hersey çaga ayak uyduruyor, yavas yavas modernlige gömülüyor. Tiyatro ve siir mesela yavas yavas miadini dolduran dallardan maalesef. Ama dedigim gibi bunlar yakin gelecekte olacak seyler degil. Bence sizler, bizler ya da bizim çocuklarimiz henüz bundan korkmasinlar bence. Korkmasinlar tabirini kullaniyorum çünkü ben de karsiyim. Elle tutmak, yazili basin, bunlar daha sicakligi olan seyler. Yakin zamanda bunlara sekte vurulacagini çok sanmiyorum. Ha su alanda olur. Yazdiginiz sey diger okuyuculara daha kolay sekilde ulasiyor. Ona eyvallah ama, digerinin klasikligi ve sicakligi bence daha uzun yillar kalacak.”
Oldukça renkli geçen sohbet esnasinda muhabirimiz sözü Kirklareli’nin markalasma konusuna getirdi. Hardaliye, peynir gibi ürünlerle kentin marka adimlari atmaya çalistigini belirten Gökçen, Akkul’un bu konudaki önerilerini paylasmasini istedi. Akkul sunlari söyledi:
Herkes elinden geleni yapmali
“Ben disardan gördügümü söylüyorum. Kirklareli’nde dogup büyümeme ragmen buraya disardan da bakabilen birisiyim. Ben buraya her geldigimde burayla ilgili bir yazi döktürüyorum. Ben elimden geleni yapiyorum. Çikardigim herseyde parantez içinde Kirklareli’yi muhakkak kullaniyorum. Öncelikle herkes bu konuda elinden geleni yapmali. Buradan gelen insanlar disarida burayi duyurmali. Bunu yaptiktan sonra biz buradan gelmeyenelere ya da daha disarda burayi bilmeyenlere neler yapip nasil duyuracagiz? Onun da pek sehir markasiyla olacagini sanmiyorum. Küçük küçük konu basliklariyla bu olabilir. Dedigin gibi hardaliye, peynir, köfte en basta sayilabilecek unsurlardir. Ama söyle bir konuda var. Ben disarda bakiyorum peynir dedin mi Edirne, köfte dedin mi Tekirdag. Biz arada sikistik kaldik. Oysa burada hepsinin özü var. Çok ilginçtir. Kirklareli köfteye baharat koymayan, peynire katki koymayan, bu isleri fabrikasyon yapmayan bir sehirdir. Ama fabrikasyonun degerine bakiyorum. Çogalttikça, arttikça ve hizlandikça adinizi daha çabuk duyurabiliyorsunuz. Daha çok arttirip daha çok insana yaydiniz mi adiniz duyuluyor, ama özlügü kaybediyorsunuz. Bir yandan da özlükle belirli insanlarin bildigi daha böyle butik tarzi tabir ettigimiz bir konumda kaliyorsunuz. Kirklareli bence su an bu esikte. Hangisinin olacagina karar verecek. Bana sorarsan ben butik kalmasini, yani sadece belirli bir zümreye hitap etmesini tercih ederim. Yani her yol buradan geçmesin. Herkes burayi bilmesin.”
“Peki hem taninmasi hem de bozulmamasi yani butik olarak kalmasi nasil saglanir?” sorusu üzerine ünlü mizahçi su cevabi verdi:
Ehil ellerde yönetilmeli
“Bence çok ehil ellerde yönetilmesi lazim. Bunu ben çok fazla siyasetle iliskilendirmek istemiyorum ama görev basindakilerin bu isin çizgisini çok dogru çizmesi lazim. Bakin bunlar proje yönetimidir. Belli bir ürün çikardiginizda, yaymaya çalistiginizda önce hedef kitleyi tartarsiniz. Nereye yayalim, kimlerle yayalim, ne kadar fiyat koyalim? Bunlari düsünürsünüz reklamda. Kirklareli’nin de böyle bir reklam projesiyle ele alinip çok ehil ellerde bunun yavas yavas çalisilmasi lazim.”
-Son olarak Türkçe aska hala laçka mi? :-)
“O kitap ask acisini mizahla atlatmakti. Atlatildi tabii ki. Sonra ikinci kitap yazildi. Burada modern ve hizli giden hayat biraz suçlu. Artik biraz daha hayatla ve ters giden seylerle ugrasmaya basladim ben. Biraz daha makro bakip hayatin bunlari yendigini ve ezdigini düsünerek bunun üzerine gitmeye basladim.”
Burak Akkul söylesimizde ayrica yakin zamanda 3. kitabini çikaracagini, buna yönelik hazirliklari sürdürdügünü de kaydetti.


Bu Habere Henüz Yorum Yapılmadı. İlk Sen Ol