Kentlesme sorunlarimizin kaynaginda hizli, düzensiz ve çarpik kentlesme yattigina göre, ülkede nüfusun ve ekonomik etkinliklerin dagilisinda dengeye önem vermek zorundayiz. Saglikli bir çevre olusturmanin rolü büyüktür.
Bu rolü sosyoekonomik planlamaya dayali bir fiziksel plan üstlenebilir. Bu plan bir kent plani olabilir. Ülkemizde, kentlerimizin planlama durumu incelendiginde, nüfusu 10.000 'in üzerindeki yerlesme birimi ve kentlerimizde 1/5000 ölçekli Nâzim Plan ile 1/1000 ölçekli Imar Uygulama Planlarinin (yapilma tarihleri eski olsa da) var oldugu söylenebilir. Ancak, fiziksel olarak hazirlanan kent planlarinin, kentin dogal, sosyal, ekonomik ve yönetimsel durumlarina uymadigini, sik sik degistigini, maddî çikarlar yönünden yogun kullanislara açildigini görmekteyiz.
Çagimizin toplumsal refah devleti, dogayi, tarihsel ve kültürel degerleri korumak ve gelistirmek, insanin saglikli bir çevrede yasamasini saglayabilmek amaciyla, toplumsal ve ekonomik yasama, hatta daha da ileri giderek insan hak ve özgürlüklerine karismak, sinirlar koymak zorunda kalabilmektedir.
Çevre kanununda getirilen objektif sorumluluk bu amaçla tesis edilmistir, diyebiliriz. Ancak kanunlann çikarilmasi da amaca ulasmak için yeterli bir çözüm yolu olmamaktadir.
Bu kanunlarin geregini yapabilmek, kalici, hakli düzenlemeleri uygulayabilmek de çevreyi koruma anlayisina sahip gerek merkezi gerekse mahalli idarelerin israrli ve kararli çalismalariyla mümkündür. Ülkemizde 1980 yilindan günümüze kadar olan dönem içinde gözlenen sagliksiz kentlesmede kamu yararina aykiri yapilanmanin yolunu açan imar politikalari, büyük oranda 1980 sonrasi yürürlüge giren imar, çevre, turizm ve kiyi kullanimlarina iliskin yasalarla ve diger hukuki düzenlemelerle gerçeklestirilmistir.
Kaçak ve spekülatif yapilasma örnekleri birer birer yasallik kazanirken, Imar Affi Yasalari ile kaçak yapilasma ayrica özendirilmistir. Böylesi kaçak yapilar devlete ait hazine ve belediye arsalarina kaçak olarak yapilirken, bu tür yapilari yapanlarin eylemlerinin bir tür gasp ve hirsizlik eylemi oldugu, hukukun üstünlügünü ve toplumsal ahlâki degerleri ortadan kaldirdigi ulusal bir politika ile halka anlatilamamistir.
Bu tür davranislarin kent hukukuna karsi islenmis "toplumsal bir suç" oldugu kamuoyuna duyurulmalidir. Imar Affi Yasalari bir daha asla gündeme gelmemelidir. Yasal olmayan yapilasmaya karsi aninda müdahale ve yaptirim gücüne sahip olacak "Sivil Kurumlar" ile meslek odalarinin ve etkin bir biçimde katilimini saglayacak yerel halkin "denetleme organlari" bir an önce olusturulmalidir. Aksi halde "denetimsiz kentlesmeye" neden olan örneklerden biri olarak icad edilen tapu tahsis belgelerini güvence olarak cebine koyanlar politik beklentilerle eylemlerine devam edeceklerdir. Çevre sorunlarindan arindirilmis bir kent yasami dileklerimizle."


Bu Habere Henüz Yorum Yapılmadı. İlk Sen Ol