1 Muharrem 1431 Hicri yeni yil münasebetiyle…
Bundan önce yazdigim dört yazinin bir özetini yapip, konuyu bazi örneklemelerle tekrara ele alirsak, her bir insan kendi basina bir nokta gibi oldugunu belirtmemiz gerekir. Bu noktalarin kendi disinda hiçbir varlik göstermeye güçleri yetmemektedir. Duragan bir nokta sadece yemek, içmek, sehvetini tatmin etmek gibi iptidai hareketleri yapabilir. Önce bu noktanin kendi çapinda bir hareket göstermesi saglanmalidir. Veya insan, deniz kenarinda bulunan kumsalda ki her bir kum tanesi gibidir. Ayaginizi üzerine basarsaniz dagilir giderler. Bunlarin yük tasimasi imkânsizdir. Hâlbuki binalarin içinde bulunan ve koskoca binayi tasiyan kolonlar da kumdan olusmustur. Fakat görülecegi gibi bunlar büyük yükler tasimaktadirlar.
Diyeceksiniz ki kolonlarin içinde bulunan kumlari birbirine baglayan çimento vardir. Ayrica demirler konmus, kolonun dik durmasini ve yük tasimasini saglamaktadir. Evet dogrudur… Iste sosyal yapinin bir beton kolon gibi yük tasimasi da mümkündür ama asagida verecegim formülleri iyi anlamak sartiyla…
Sair onun için; "Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez" demesi bundandir.
Noktanin bir hareket gösterebilmesi onun bir seye inanmasiyla mümkündür. Bu inanç hak inanci Islam da yanlis seylere inanç da olabilmektedir. Ben hiçbir seye inanmiyorum diyen insanin da bir takim batil seylere (13 rakaminin ugursuzluguna, baykus ötmesine, köpek ulumasina…) inanmasi mümkündür. Iste bu batil seyler onun dini olmaktadir.
Inanan insan (özellikle Islama inanalar) artik etrafiyla ilgilenmeye baslamakta, bir taraftan mutluluk duyabilmesi için kendi inancini tasiyan insanlari ararken, diger taraftan da inancini etrafindakilere yaymaya çalismaktadir. Islami literatuarinda yapilan bu isin adina "teblig (duyurma)"denir. Iste bu, noktanin hareketi olarak karsimiza çikmaktadir.
Ilk formülümüz hatirlayacak olursak; …… insan + iman = Müslüman .... demistik.
Kabina sigmayan bu hareketli insanlar, Allah'tan baska artik bir seyden korkmazlar ve bütün Cihana meydan okuyabilirler. Giderler, Kabe'nin yaninda duran bütün müsriklere karsi Kur'an-i Kerimi okurlar, hatta onlar bunun kulaklarini kesseler bile…
Bu gün Müslümanlar bazi tabulardan çekiniyor ve korkuyorlar diyecek olursaniz, bu onlarin inançlarinin tam ve kâmil olmadigindan kaynaklanmaktadir.
ILIM VE NEFIS TERBIYESI
"Ilim bir umman (okyanus), en âlim bir insan ise o ummandan ancak bir damla alandir" esasini alarak "Müslüman, Besikten mezara kadar ilim ögrenmeye çalisandir" ifadesi (Hads-i Serifi) dogru bir kabul olacaktir.
Yaraticimiz, insanin içine bir "nefis (benlik duygusu)" yerlestirmis ve insanin kendi nefsiyle mücadele etmesini istemistir.
Nefis terbiyesi, baska kardesini kendi nefsine tercih etmek, Allah için yapilacak mücadelelerde (hak'kin hâkim olmasi ve zulmün ortadan kalkmasi için) malindan, gençliginden, sihhatinden, ilminden ve canindan (bize verilmis bulunan emanetlerden) vazgeçmek seklinde ortaya çikmaktadir.
Yapilmasi istenen bu fedakârliklar çok zor bir istir. Bunu ancak nefsini terbiye etmis olanlar basarabilirler. Ikinci önemli husus ise "ilim ögrenmek" olsun, "nefis terbiyesi yapmak" olsun bir insanin (Müslüman'in) kendi basina yapabilecegi seyler degildir. Bunlar için âlimlere ve Mürsid-i Kamil seyh efendilere "intisap etmek (onun talebesi veya müridi, yani ailesinden olmak)" gerekmektedir.
Ikici formülümüzü de hatirlayacak olursak; ...Müslüman + Intisap = Cemaat…idi.
SOSYAL GÜCE ERISME
Peygamberimiz, zulüm gören Müslümanlarin bundan kurtulmalari ve hak'ki hâkim kilma mücadelesini yapabilmeleri için Müslümanlarin güçlü olmalarini istedi. Onlarin basina geçerek (imam, reis, baskan) "biatlerini" aldi. Birinci ve ikinci Akabe biatleri ile ben-i Ridvan biati bunun açik örnegidir.
Üçüncü formülümüz …. Cemaat + (Emire) biat = Ümmet …. olmaktadir.
Hemen bu olaylarin arkasindan Peygamberimizin Mekke'den Medine'ye hicret ettigini görmekteyiz. Çünkü Medine'de kendine biatli (emirlerine bagli) Müslümanlar var ve onlarla Islam devletini kurabilmesi için kendisinin de "Hicret etmesi" gerekmektedir.
Dördüncü formülümüz ….. Ümmet + Hicret = Devlet …. seklini almaktadir.
Peygamberimizi vefatindan sonra biatlerin, halifelerde (imamet makamina geçenler) devam ettigini görüyoruz.
DÜNYA VE AHIRET SAADETI
Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v) Medine'ye gelerek devletini kurunca orada ki Yahudi kabilelerle (Ben-i Kurayza, Ben-i Kaynuka gibi) antlasmalar yapti. Bir taraftan da "Medeni (ahkâm) ayetleri" dogrultusunda devletin kanunlarini vazetmeye basladi.
Ordusunu kurdu. Mekke müsrikleri ile savaslar yapmaya basladi. Bilindigi gibi ilk savas "Bedir harbi" idi. Sonra sirasiyla "Uhut savasi, Hendek savasi, Mekke'nin fethi vb" savaslar yapti. Müsriklerle "Hudeybiye anlasmasini" yapti. "Bir gün gelecek Sana'dan Hadramuta (arasi çok uzak iki ülke) giden bir kervan kurt korkusundan baska korku tasimayacak" deniyordu. Sahabe-i Kiram "Biz o günleri gördük" demektedir.
Bu, Islam devletinde insanlarin (Müslüman olsun veya olmasin o idare altinda yasayan bütün insanlarin) kendilerini emniyette oldugunu hissetmesidir. Emniyette olmak ise saadeti (mutlulugu) dogurmaktadir.
Olaylara ait son formülümüz, …. Devlet + Cihat = Dünya ve ahiret saadeti…
Iste Hicret'in önü ve sonu bu sekilde cereyan etmis, (bütün insanligin hak'ki buldugu) böyle mutlu bir olayin yasanmasina sebep olan Hicret, hem bütün olaylarin önüne geçmis ve hem de takvimin de baslangici sayilmistir.

Bu Habere Henüz Yorum Yapılmadı. İlk Sen Ol