Asrimizda ülkelerin devlet idarelerinde kanunlar geçerlidir. Bir kanunun yürürlüge girmesi ile o ülke içerisinde bulunan herkes ama herkes bu kanunun (yasanin) hükümlerine uyarlar ve o uyulan sey bir hukukun geregi olur.
Surasi unutulmamalidir ki her kanun mutlaka adaleti saglayamaz. Bir kanunun adaleti saglamasi için önce uygulamanin kamu vicdani tarafindan da uygun bulunmasi ve kamu vicdanini rahatlatmasi gerekir.
Buradan su genellemeyi yapabiliriz. "Her adalet hukuk kuralina uyar ama her hukuk kurali adalete uymaz" Zira yasalar, bizim gibi demokratik ülkelerde meclislerinde kim birkaç parmak daha fazlasina sahipse onun istedigi biçimde çikar, muhalefettekilerin tezleri birkaç parmak daha azdir diye reddedilir.
Ikinci önemli husus ise tabii insan haklarina uygun düsmesi gerekir.
Tabii insan haklarini yeniden bir kere daha gözden geçirecek olursak;
1.Insan olmaktan dogan hak,
a)Yasama hakki
b) Inanma hakki
I - Inandigini ifade edebilme hakki
II - Inancinin egitimini alabilme hakki,
III - Inancina ait teskilatlanabilme hakki,
IV - Inandigi gibi yasayabilme hakki
c)Aklin korunmasi hakki,
d) Malin korunabilmesi hakki
e) Neslin korunabilmesi hakki
2. Adalet geregi hak,
3. Emek karsiligi dogan hak
4. Karsilikli riza ile (mukaveleden) dogan haklar olmak üzere dört temel esasa
sahip bulunmaktadir.
Bunlara ait açiklamalari daha sonra incelemek için geri birakiyor, yürürlüge giren yasalar yukarida ifade ettigim esaslara uyuyorlarsa o zaman ayni zamanda adalet de tecelli etmis olacaktir.
UYGULAMADA ADALET
Yasalar, yürütme ve yargi tarafindan uygulanir. Yürütme hükümet eliyle yapilirken yargi ise hâkimler, savcilar tarafindan icra (yapilmakta) edilmektedir.
Yargi mensuplari da hiç süphesiz insandir. Yasalara uygun karar verirlerken bazen hisleri karara karisabilir. Verilen kararda magdur (cezali) duruma düsenler, bir üst mahkemeye basvurarak karara itiraz eder ve konunun yeniden ele alinmasini talep edebilirler. Buna "karari temyiz etme" denmektedir.
Birçok ülkede ve bizde de görülebilecegi gibi bazen yargi mensuplari "kendi siyasi görüslerine aykiri bulduklari kararlari degisik mülahazalarla bozarlar" Buna da "yarginin siyasallasmasi" denmektedir.
Bu durumda verilen kararlarin hukuka (yasalara) uygun olmasi mümkünken, bunlar genellikle adalete ters düserler.
Bu genel açiklamalardan sonra simdi özel bir hususa girelim.
DANISTAY'IN KATSAYI KARARI
Danistay, 28 Subat askeri rejiminin uygulamasi ile ve YÖK tarafindan "Üniversite girislerinde meslek okullari ögrencilerinin önüne katsayi konularak elenmeleri" hususu getirilmisti. Yine ayni YÖK (Yüksek Ögrenim Kurumu) bunu kaldirdi.
Cüneyt Ülsever bu karari elestirirken; "Bastan kabul ediyorum, katsayi ile ilgili, lehte veya aleyhte, alinan tüm kararlar siyasi ve/veya ideolojiktir! Kim kimi sikâyet etme hakkina sahip?
Ancak hâlâ sahip olanlar, ellerini vicdanlarina koysunlar ve söylesinler: Meslek liselerine, imam hatiplere giden çocuklar bizim çocuklarimiz degil mi? Bari çocuklarimiz hepimizin ortak paydasi olsa ne kaybederiz?" demektedir.
Sonra verilen kararin tahlilini yapiyor ve
"Danistay 8. Dairesi, YÖK'ün üniversiteye giriste katsayi farkini kaldiran kararinin yürütmesinin oybirligi ile durdurulmasina iliskin kararinin gerekçesinde, herkese esit bir katsayi uygulamasiyla, farkli hukuki statüdeki ögrencilerin ayni konumda degerlendirilmesi sonucu anayasal esitlik kurali ile çeliskili bir durum yaratildigi, bu uygulamanin, hukuksal statüsü farkli olanlari esit kosullara tabi kilarak hak kaybi ve ihlaline sebep olacagi belirtiyor.
Öncelikle ben sunu anlamadim.
1) Herkese esit hak taniyarak esitlik nasil bozuluyor?
2) "Farkli statüdeki ögrenciler" ne demek? Zaten, statünün farkli oldugunu söyleyen zihniyet katsayiyi koyan zihniyet degil mi?
1998'e dek farkli katsayi yoktu, simdi var! Danistay kararina göre 1998 öncesi üniversiteye katsayi uygulanmadan girmis meslek lisesi mezunlarinin statüsü ne durumda?"
MESLEK LISELERINI CAZIP KILIN
Meslek liselerinden Üniversitelere gençlerin gitmesinin en önemli sebebi bu liselerin önünün kapali olmasi ve gençlerin geleceklerinden endise ediyor olmalaridir.
Sanat liselerinde ögrenim gören gençleri, teknikerlik ve teknisyenlik okullariyla yetistirelim, onlari sanayide (tabi varsa) istihdam imkânlari saglayalim. Isçi ücretlerini asgari ücretten "insanca yasama ücretine" çikaralim, bakalim tek kisi üniversitelere gidiyor mu?
Bu teklifimi Ticaret liselerine, Imam hatip liselerine ve Saglik meslek okullarinda ki ögrencilere uygulayalim. Birakin artik kat sayi laflarini evladimiz kendi mesleki sahasinda uzmanlasacak ve kimse kesinlikle üniversiteye gitme ihtiyaci duymayacaktir.
Sayin Baykal, evet… Bütün dünya da meslek liseleri ne girenler orada kaliyorlar ama ülkemizde ki gibi "bir kusa çevrilmis" ve istikbali olmayan meslek liselerinde degil.
nlaleli@mynet.com

Bu Habere Henüz Yorum Yapılmadı. İlk Sen Ol