ATATÜRK'TEN BASKA HIÇ KIMSE BIR GELECEK SÖYLEMEDI

Bazen kendi kendime bir soru yöneltirim. Derim ki Mustafa Kemal'in yolundan gitseydik, O'nu takip etseydik simdi nerelerde olurduk? Dogalki çok daha modern bir ulus, çok daha kalkinmis bir ülke, çok daha egitilmis bir halk ve çok da saglikli bir demokrasiye sahip bir memleket olurduk. Peki, ülke ve halk Atatürk'ün öngörülerine uygun bir duruma gelmemisse bunun sorumlusu kimdir? Hiç kuskusuz halk degildir. Halki yönetenlerdir. Seçilmisler ile atanmislardir.
Mustafa Kemal kimsenin söylemedigi, söylemeyi düsünmedigi bir gelecegi ne zaman söyledi? Hangi konusmalarinda, hangi söylevlerinde bu gelecegi ulusuna söyledi, biliyor muyuz? Bana göre Mustafa Kemal'in bu Gelecek Mesaji Onuncu Yil Nutku'nda bulunmaktadir. Bunu 1933 yilinda, Cumhuriyet'in 10. nuncu yilinda söylemistir. Atatürk'ün bu söylevi (nutku) iyi okunur ve iyi incelenirse görülecektir ki geçmisle gelecegi bu konusmasinin içine koymustur. Orada ulusun unutulmus zekasindan söz etmistir. Daha çok çalismamiz gerektigini vurgalamistir. Gelecegimizin yeni bir günes gibi parlayacagini belirtmistir. Az zamanda çok büyük isler yapan, basarilar kazanan ulusun daha çok çalismakla daha büyük isler yapacagina isaret etmistir. Bütün bunlardan sonra "NE MUTLU TÜRK'ÜM DIYENE" sözünü söylemistir. Atatürk'ün bu söylevi okullarda niye okutulup açilmaz, yorumlanmaz bilmiyorum.
Atatürk'ten sonra Türk halkina Basbakan Adnan Menderese her mahallede bir milyoner yetisecegini söylemistir. Birileri de Küçük Amerika olacagimizin müjdesini vermis, Nur'lu Ufuklar'dan söz etmistir. Sayin Demirel de "Sehirde ne varsa köyde de olacagi"ni söylemek suretiyle Türkiye'nin topyekûn kalkinacagina isaret etmistir. Ancak Türkiye'nin her mahallesinde bir milyoner yetismistir ama her mahallede de birkaç yoksul aile meydana gelmistir. Türkiye Küçük Amerika olmamistir ama Amerika'ya uygun politika izleyen bir ülke olmustur. Ufuklar nurlanmamistir ama Nurcular çogalmistir. Yoksul insanlar sayisi 20 milyonu bulmustur. Devletin 400 milyar dolari asan borcu olmustur. Ve tabii birçok alanda Türkiye'nin KIRMIZI ÇIZGILER'i kaybolmustur. Türkiye bu noktaya niçin gelmistir? Yoksa bilerek mi getirilmistir?
Bir gün tarih Türkiye'nin 1950'den sonra iyi yönetilmedigini yazacaktir. Ve belki sunu da diyecektir "Türkiye'yi yönetenler Türkiye'nin önüne kendilerini koymuslardir". Iktidar kavgasi, iktidar-muhalefet çekismesi, irticai uygulamalar yillarca halkin oyalantisi, memleketin sorunu olmustur. Askeri Müdahaleler'in temelinde yatan bu iktidar kavgasidir.
Yazimizin tekrar basina dönecek olursak bu halk Atatürk'ten sonra kendisine Mustafa Kemal gibi bir gelecek söyleyeni ne görmüs ve ne de isitmistir. Milletin yüzde 60'nin aptal oldugunu söyleyenler olmustur ama Mustafa Kemal gibi milletin çaliskan ve zeki oldugunu söyleyen çikmamistir. Her insan gibi bir halk da yaptigi, basardigi seylerle, kahramanliklarla onurlanmak, gururlanmak ister. Milletin iradesi elbet icraatlarda önemli bir etkendir ama daha önemlisi milletin kabiliyetiyle is yapmaktir. Mustafa Kemal bunu yapiyordu. Milleti önüne koyuyordu. "Benim Iktidarim", "Bizim Zamanimiz" demiyordu. Türk halkini topyekûn kucakliyordu. Cumhuriyetin Ikinci Adami Ismet Inönü'de öyleydi. Türk siyasi ve sosyal hayatinda bu SEN-BEN KAVGASI 1950'de baslamistir. Cepheler, bölünmeler daha o yillarda gündeme gelmistir. Demokrat Parti "VATAN CEPHESI" diyordu. Daha sonra gündeme MILLIYETÇI CEPHE, MILLI GÖRÜSÇÜLER KESIMI geldi. Solcular-Sagcilar cephelesmesi meydana getirildi. Ondan sonra orada burada, kahve köselerinde insanlar geldikleri yerin etnik kimligi ile kendilerini ifade etmeye baslamislardir.
Simdi geldigimiz noktada bütünlesmeye, kaynasmaya, topyekûn bir kalkinma seferberligine, topyekûn bir egitim mesaisi yapmaya ihtiyacimiz vardir. Ötesi lâfu güzaftir (bos sözdür).
nazifkaracam@gazetetrakya.com

Yorum Yazın

Bu Habere Henüz Yorum Yapılmadı. İlk Sen Ol