KAZ DAĞLARI

Geçen hafta, hem dünyaca ünlü sanatçımız Fazıl Say’ı dinlemeye, hem de ülkede yankılanan ekolojik tahribat çığlıklarını yakından izlemek için Kaz dağlarına gittim. Gördüğüm manzara tüyler ürpertici ve son derece düşündürücü. Ormanda açılan alanlar; tabiri caizse şarapnelin insan vücudunda açtığı yaralar gibi ama, çevreye kan yerine hüzün akıyor.
Ülkenin imarından, sanayisinden, enerjisinden, tarımından, şehirlerinin plan ve peyzajından vb. bilumum teknik işlerinden sorumlu ancak, etkisiz/yetkisiz (siyasi iktidarlarca hergün biraz daha pasifiye edilen) mühendis, mimar ve şehir plancıları odalarının üst birliği başkanı sevgili Emin Koramaz imzalı bir basın açıklaması yapılmış bu konuda.
“DOĞANIN TALAN EDİLMESİNE,
MADENLERİMİZİN GASP
EDİLMESİNE HAYIR!
Ülkemizde son dönemde eşi görülmemiş bir maden sömürüsü ve doğa katliamı yaşanmaktadır. Ekosistemi tahrip eden, ormanlarımızı yok eden, çevreye onarılamaz zararlar veren ve halkımızın ortak yer altı ve yer üstü zenginliklerini yerli ve yabancı sermaye şirketlerinin yağmasına açan bu anlayışı kınıyoruz. Bugün en çarpıcı haliyle Kaz Dağlarında gördüğümüz bu anlayış, yarın Murat Dağı`nda, Ağı Dağı`nda ve Munzur’larda benzer manzaralar yaratacaktır.
Her şeyden önce bilinmelidir ki, yaşadığımız ülke topraklarının parçası olan madenlerimiz üzerinde bu ülkede yaşayan herkesin hakkı bulunmaktadır. Dahası, üretildikleri anda tükendikleri ve yenilenemedikleri için, gelecek nesillerimiz de bu madenler üzerinde hak sahibidir. Dolayısıyla sadece altın değil tüm madenlerimizin üretim süreçleri, halkın ortak çıkarı esas alınarak ve gelecek nesillerin ihtiyaçları da gözetilerek kamusal bir anlayışla planlanmalıdır.
Maden üretimini gündelik ekonomik çıkarlar doğrultusunda, sermaye kesimlerine kaynak yaratmak için gerçekleştirenler, ülkemizin geleceğine ve halkımızın ortak çıkarına ihanet içindedir!
Bugün Eşme`de, Fatsa`da, Cerattepe`de, Kaz Dağlarında yürütülmekte olan altın madenciliğinin hiçbir kamu yararı bulunmamaktadır. Madenlerden elde edilen gelirin tümüyle şirketlere aktarıldığı, risk ve zararın ise doğaya ve halka bırakıldığı bir işletme anlayışının kabul edilebilir bir yanı bulunmamaktadır. Bu çarpık anlayış nedeniyle, altın şirketleri daha zengin olsun diye ormanlar kesilmekte, tarım arazilerinin yok edilmekte, doğal hayata zarar verilmekte, insan sağlığı tehdit edilmektedir. Bu madencilik anlayışı, bir üretim faaliyeti değil, bir sömürü faaliyetidir.
Madenleri olduğu gibi, doğayı ve halkı da sömürmektedir.
TMMOB, tarihi boyunca üretimden, sanayileşmeden, büyümeden ve kalkınmadan yana tavır almıştır.
TMMOB aynı zamanda ülkedeki üretimin toplumun genel çıkarı için kullanılmasından ve ülkenin ortak zenginliklerinin hakça paylaşılmasından yana da tavır almıştır. Sanayi, enerji, tarım gibi üretici sektörlerin temel ihtiyaçlarını sağlayan madenciliğe bakışımız da bu toplumcu-kamucu anlayışımızın yansımasıdır.
TMMOB olarak bizler ülkemizdeki tüm madencilik faaliyetlerinin kamu yararını ve ülke geleceğini gözetecek biçimde planlanmasını; tüm madenlerimizin kamu eliyle işletilmesini; maden işletmelerinde kamu denetiminin sağlanmasını; madencilik faaliyetlerinin doğaya ve doğal yaşama uygun biçimde yürütülmesini savunuyoruz.
Yaşasın Üreten, Sanayileşen ve Kalkınan Türkiye Mücadelemiz!
Yaşasın Doğayla, Tarihle, Doğal Yaşamla Barışık Türkiye Mücadelemiz!
Emin KORAMAZ
TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı”

Yazılarımıza bir süreliğine
ara veriyoruz.
Tekrar görüşmek üzere hoşçakalın...

Yorum Yazın

Bu Habere Henüz Yorum Yapılmadı. İlk Sen Ol